Fen-Edebiyat FakültesiCoğrafya

Coğrafya

Kitaplar

 

Türkiye Ortam Sorunları Coğrafyası

 Prof. Dr. Nuriye GARİPAĞAOĞLU

Bütünüyle dünya ekosisteminde ve onun bir parçası olan Türkiye'de hayat kalitesi, ortam (çevre) bilimine sıkı sıkıya bağlıdır. Günümüzde, coğrafya da dahil olmak üzere, birçok bilim dalı ekolojinin çatısı altında toplanmıştır. Coğrafya bilimi, dünya ekosisteminin ya da daha küçük bir mekanın çeşitli ortam sorunlarına karşı ilgi duyan "coğrafi ekoloji" yaklaşımını geliştirmiştir. Böyle bir yaklaşımda, ortam bir bütün olarak görülmekte ve ekolojik açıdan farklılaşmış alanlar ayırt edilerek, çeşitli ekosistem sınıflandırmaları yapılmaktadır. Coğrafi ekolojinin, ortamla ilgili sorunların tespitinde ve çözüm üretilmesinde, ayrı ve önemli bir yerinin olması, eskiden beri coğrafyacıların ortam sorunlarıyla yakından ilgilenmelerini zorunlu kılmıştır. Zaten sıcaklık, yağış, basınç, rüzgar gibi klimatolojik unsurlar, eğim, bakı ve yükselti gibi topoğrafik unsurlar, iltolojik ve yapısal özellikler, pedolojik ve vejetatif özellikler olarak bilinen fiziki ortam koşulları ile nüfus, yerleşme ve ekonomik etkinlikler gibi beşeri ortam koşulları; ekolojik temelin belirleyici unsurları oldukları gibi, ekosistemdeki değişimin de nedenleridir.

Günümüzde dünya ekosisteminin ortamla ilgili olan sorunları, hem çok çeşitli, hem de ekosistemdeki etki payları çok farklıdır. Özellikle, gelişmiş ülkelerin üzerinde fazlasıyla durdukları ortam ve sorunları konuları, Türkiye için oldukça yenidir. Bu eserde, ekolojik ortam olarak Türkiye seçilmiş olup, atmosfer, su ve hava ekosistemleri ayrı ayrı incelenerek, sorunları belirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye'de mevcut ortam sorunlarının kökenleri ve coğrafi dağılışları bir hayli farklıdır. Ortaya çıkan sorun doğal ya da beşeri kökenli olabileceği gibi, her ikisinin tesirine de maruz olabilmektedir. Ancak eserde, mevcut sorunlara sınırlılık getirmek düşüncesiyle daha ziyade beşeri kökenliler çalışmaya esas teşkil etmiştir. Doğal kökenliler (deprem, kütle hareketleri, sel, çığ, vs.) değerlendirmeye alınmamıştır. Türkiye'de ekolojik dengenin bozulmasında, özellikle hızlı nüfus artışı, hızlı ve çarpık kentleşme, endüstrileşme, tarım alanlarının genişlemesi ve tarım teknolojileri gibi beşeri olaylar önemli rol oynamaktadır.

İçeriği gereği, çalışmanın disiplinler arası bir nitelik de taşıması nedeniyle eserde her konu aynı kapsamda incelenememiştir. Hatta bazı konularda daha sınırlı kalınmış ve ilgili kaynaklardan fazlasıyla yararlanılarak, aktarmalar yapılmıştır. Bütün bunlara rağmen, bütünüyle Türkiye ortamının ve sorunlarının ekosistemlere göre tanıtılmasına özen gösterilmiştir. Farklı bilim dallarına ait birçok çalışmanın ve resmi verilerin sonuçlarına bağlı olarak ortaya çıkan bu çalışma, öncelikle "Coğrafya Bölümü" öğrencilerinin Türkiye'nin ekolojik koşullarını ve sorunlarını algılamalarına katkıda bulunmak amacıyla hazırlanmıştır. Ayrıca Türkiye ortam sorunlarıyla ilgilenen diğer meslek mensuplarının da yararlanabilecekleri bir kaynak vasfı taşımasına da dikkat edilmiştir.   

 


Türkiye Hava Kirliliği ve Coğrafi Esasları

Prof. Dr. Nuriye Garipağaoğlu

 

Bilindiği gibi hava kirleticileri çok çeşitli gazlardan oluşabildikleri gibi, partiküler (parçacık) madde şeklinde de görülebilmektedirler. Ancak, Türkiye şehirlerindeki hava kirliliği belirlenirken, bu kirleticilerden yalnızca kükürt dioksit ( SO2 ) ve duman şeklindeki partiküler madde verilerine ulaşılabildiğinden, değerlendirme de bu kriterlere göre yapılmıştır.

 

Hava kirliliğinin başta insan sağlığı olmak üzere diğer bütün canlılar, iklim olayları ve bir çok madde üzerinde olumsuz etkiler yarattığı bilinmektedir. Ayrıca herhangi bir ekosistemdeki kirlilik dolaşım yoluyla diğer ekosistemlere de geçtiğinden, atmosferi kirli olan  bir şehrin aynı zamanda suyu ve toprağı da kirlenebilmektedir. 1960'lı yıllarda dünyanın gelişmiş ülkelerinde çözümlenmiş olan, şehirlerin hava kirliliği, Türkiye şehirlerinde artarak  devam etmiştir. Türkiye şehirlerindeki hava kirliliğini bir çok faktör etkilemekle birlikte, özellikle plansız ve hızlı şehirleşme hareketleri, endüstride yanlış yer seçimi, her türlü atık madde ve bacalardan çıkan kirleticiler, şehirlerin ve endüstri kuruluşlarının konumlandıkları yerlerin fiziki coğrafya şartları (özellikle yer yüzü şekilleri ve iklim şartları) gibi etkenler birinci derecede belirleyici durumdadırlar. Bu bakımdan fiziki çevre şartlarını dikkate almaksızın, hava kirliliğini önleyici tedbirler almanın yetersiz kalacağının bilinmesi gerekir.

 

1990 -2000 yılları arasındaki verilerin esas alındığı bu çalışmada, Türkiye şehirlerinin bir çoğunda hala hava kirliliğinin devam ettiği saptanmıştır. Atmosfer kirleticilerinin ise, daha çok evsel ısınma, endüstriyel ve trafik kökenli oldukları anlaşılmaktadır. Kirleticilerin önem dereceleri de şehirlerin özelliklerine bağlı olarak, birinden diğerine değişebilmektedir.

  


 

   Ulaş Havzasının Coğrafi Etüdü

Prof. Dr. Nuriye GARİPAĞAOĞLU

 



Bu çalışma Ulaş Havzası'nı coğrafi bir perspektifle değerlendirerek, doğal çevre şartlarıyla beşeri faaliyetleri bağıntı içerisinde  incelemek amacına yöneliktir.Çünkü Ilaş Havzası coğrafi açıdan çalışma yapılmamış bir alandır.Bu nedenle öncelikle yörenin fiziki çevre şartları değerlendirililmiş, daha sonra fiziki çevre şartlarına büyük ölçüde bağımlılık gösteren beşeri faaliyetler, coğrafyanın korelasyon ilkesi çerçevesinde ele alınmıştır. Böylelikle yörenin fiziki çevre şartlarından kaynaklanan sorunları ve nunları beşeri ve ekonomikyapı üzeirne yansıması ile birlikte belli başlı çözüm yolları belirlenmeye çalışılmıştır.


 

 

 

 

 


 Marmara Depreminin (17 Ağustos 1999) Yalova Şehrine Etkileri

Prof. Dr. Mehmet Akif CEYLAN

Kuzey Anadolu Fayı’na bağlı olarak meydana gelen Marmara Depremi, Yalova şehrini de içine alan oldukça geniş bir coğrafyayı etkilemiş; birçok insanın ölümüne, yaralanmasına, binlerce binanın yıkılmasına ve önemli ekonomik kayıplara neden olmuştur. Bu yüzden çeşitli yayınlarda Marmara Depremi’nden “asrın felaketi” şeklinde bahsedilmiş ve Türkiye tarihinin en büyük doğal afetlerinden biri olarak kabul edilmiştir.

Cumhuriyet döneminde ve özellikle 1970’lerden sonra hızlı bir gelişim sürecine giren Yalova şehri, Marmara Depremi’nden büyük ölçüde etkilenmiş; nüfus, yerleşme ve ekonomik bakımdan önemli değişimlere maruz kalmıştır. Marmara Depremi’nin etkileri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; şehrin gelişim sürecinde önemli bir kırılma noktasını teşkil etmiştir. Şüphesiz bundan sonra da şehrin gelişiminde depremin etkileri uzun yıllar devam edecektir.

Marmara Depremi’nin etkilerini yansıtan bu çalışmanın birinci bölümünde Yalova çevresinin genel fiziki coğrafya özellikleri ile şehrin beşeri ve ekonomik coğrafyası üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde depremin şehrin nüfusuna, üçüncü bölümde şehrin yerleşim sahasına, dördüncü bölümde şehrin ekonomik hayatına etkileri ele alınmış ve son bölümde depremin neden olduğu başlıca çevre sorunları ve alınan bazı önlemler hakkında bilgiler verilmiştir.  



Şehir Coğrafyası Açısından Bir Araştırma: Alaşehir

Prof. Dr. Mehmet Akif CEYLAN

Şehirler, insanoğlunun yapmış olduğu en büyük eserlerin başında gelmektedir. İnsan ve doğal ortam arasında kurulan ilişkiler düzenli olduğu ölçüde şehirler de varlığını ve gelişmesini sürdürme imkânı bulmaktadır. Çalışmaya konu olan Alaşehir de, coğrafyanın sağladığı elverişli ortam sayesinde iki bin yıldan fazla varlığını devam ettiren ve böylelikle uzun bir gelişim sürecine sahip olan şehirlerimizden biridir. Kurulduğu günden beri birçok medeniyete tanıklık eden ve zaman zaman büyük afetlere maruz kalan Alaşehir, bundan sonrada varlığını geliştirerek devam ettirecek çeşitli doğal ve beşeri olanaklara sahip bulunmaktadır.

Kitapta, Alaşehir’in kuruluşu, gelişimi ve fonksiyonel özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma giriş kısmı dışında üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Alaşehir ve yakın çevresinin doğal ortam özellikleri kısaca açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde şehrin kuruluşu ve gelişim süreci çeşitli dönemlere ayrılarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Alaşehir’in fonksiyonel özellikleri ve fonksiyon alanlarının dağılışına yer verilmiştir. Ayrıca konuların işlenişinde çeşitli sorunlara temas edilmiş ve bunlarla ilgili bazı önerilerde bulunulmuştur.  



Ege Adalarında Türkçe Yer Adları Üzerine Bir İnceleme

Prof. Dr. Mehmet Akif CEYLAN

Günlük yaşam başta olmak üzere birçok alanda kullanılan yer adları, milletlerin önemli kültürel değerlerinden biridir. Yer adlarının bu niteliği, esasında milletlerin üzerinde yaşadığı coğrafyanın özelliklerini çok yakından tanımalarıyla ilgilidir. Çünkü yer adları, mekanın iyi tanınması oranında özgünlük kazanmakta ve kültürel bir değer oluşturmaktadır.

Kitapta ele alınan Ege adaları, dünyanın en eski kültürlerinin bulunduğu Akdeniz bölgesinde yer almaktadır. Birçok kültürün iç içe olduğu bu bölge, Türk kültür coğrafyasının da önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Kuşkusuz kültürel değerlerin başında mekana kimlik kazandıran yer adları gelmektedir. Bu eserde Ege adalarının Türkçe isimleri, adalarda bulunan Türkçe yer adları tespit edilmeye, sınıflandırılmaya, bazılarının kökeni ve anlamı konusunda açıklayıcı nitelikte bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte bazı isimlerin kökeninin ve anlamının açık bir izahı yoktur ve bazı bilgilerin de doğruluk derecelerini kesin olarak anlamak mümkün değildir. Bu da çalışılan konunun bir özelliğidir.  



Manisa İlinde Yer Değiştiren Yerleşmeler

Prof. Dr. Mehmet Akif CEYLAN

Ülkemizde şehir, kasaba, köy ve mahalle gibi farklı şekillerde olan binlerce yerleşim birimi çeşitli nedenlerle ilk kurulduğu yeri değiştirmek zorunda kalmıştır. Konunun kapsam ve önemine oranla sayıları az da olsa yer değiştiren yerleşmeleri farklı yönleriyle ele alan, genellikle makale ve bildiri kapsamında bazı yayınlar yapılmıştır. Manisa ili ölçeğinde yer değiştiren 96 yerleşmenin sistematik şekilde ele alındığı bu çalışmayla da yerleşme coğrafyasına önemli bir katkının yapılması amaçlanmıştır.  

Kitap giriş kısmı dışında üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde doğal, ikinci bölümde beşeri nedenlerle yer değiştiren yerleşmeler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise yer değiştiren yerleşmelerde yer seçimi, yerleşim planları, yapı malzemesi, konut tipleri, alt ve üst yapı çalışmaları, idari, kültürel ve sosyal tesisler, eski yerleşim sahasında bulunan tarihi ve kültürel eserler, yer değiştirme öncesi ve sonrasında ortaya çıkan bazı sorunlara ana hatlarıyla temas edilmiştir.  



Myriokephalon Zaferi

Prof. Dr. Mehmet Akif CEYLAN- Yrd. Doç. Dr. Adnan ESKİKURT

Kitapta, Ortaçağ’ın meçhul kalan önemli olaylarından biri olan Myriokephalon Savaşı’nın yeri konusu ele alındı. Selçuklu Türklerinin Anadolu’daki önemli varlık mücadelelerinden olan bu savaş hakkındaki eser, tarih ve coğrafyanın sunduğu imkânlardan yararlanılarak hazırlandı. Türkiye Selçukluları’nın 17 Eylül 1176 tarihinde zaferle ayrıldığı Myriokephalon Savaşı’nın Türk tarihindeki yeri büyük ve bir o kadar da önemlidir. Çünkü Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu’ya yeniden hâkim olmak arzusu bu zaferle son bulmuştur.

Böylesine önemli bir olayın cereyan ettiği mevkiinin tespiti, yüzyıllardır çözüme kavuşmamış bir meseledir. Çeşitli yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından farklı mevkiler üzerinde durmuşsa da bugüne kadar savaşın yeri konusunda kesin görüş birliğine varılamamıştır. Bizanslı Kinnamos, Süryanî Mihael ve Smbat Sparapet’in eserleri ile Haçlı seferlerini anlatan bir kısım kroniklere ulaşılması ve buradaki bilgilerin rehberliğinde Mayıs ve Ağustos 2014 tarihlerinde Beyşehir - Konya arasındaki sahada (Bağırsak, Derbent ve Kef boğazları ile yakın çevrelerinde) yeni arazi çalışmaları yapmak suretiyle savaşın yerinin farklı bir yörede aranması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Savaşa adını veren Myriokephalon kalesinin Ortaçağda Meldinis / Melitene adıyla tanındığı ve Osmanlı döneminde Akşehir’e tabi Hisar-ı Meldos şeklinde Türkçeleşmiş olduğu yönündeki tespitler, çalışmanın temel noktalarından birini teşkil etmiştir. Böylece konunun aydınlatılması yolunda coğrafî tespitlerle de örtüşen bu bilgi, farklı bir görüş olarak çalışmada ele alınarak bilim dünyasına sunulmuştur.

 


Hatay İli'nin Su Potansiyeli ve Sürdürülebilir Yönetimi

Yrd. Doç. Dr. Atilla KARATAŞ

Başlangıçta su vardı. İlk canlı organizmalar suda hayat buldular. İlk insanlar su kenarlarında yerleşirken medeniyet de su ile şekillendi. Her yudumda suyun canına can kattığı insan, su ile can buldu ama su gibi aziz olamadı. Mavi gezegenin rengini değiştirmek istercesine, hayat bulduğu suya hayat hakkı tanımadı. Buna karşılık su, ne denli aziz olduğunu her fırsatta göstererek, insanoğlunun bütün gücüyle kirlettiği bünyesini tekrar tekrar temizleyip hizmete sunmaya devam etti. Su, içinde bulunduğu devinim sayesinde hep aziz ve temiz olarak çıktı karşımıza. Suyun bu döngüsü hürmetine bir kürek mahkûmunun ayaklarını yıkadığı su, yıllar sonra altın kaplar içerisinde hükümdar sofralarında yer bulabildi.

Hayatın kaynağı ve canlı organizmaların temel yapı taşı olan suyun önemine istinaden, bölgesel ölçekte yapılmış bir etüt ve planlamanın mahsulü olan bu çalışmada, bütün varlıklar tarafından hak edilmiş olan en temel ihtiyaç maddesine dair Hatay’daki potansiyel ve bu potansiyelin sürdürülebilir tüketim şekli ele alınmaktadır. Çalışmanın içeriği dört ana başlık altında değerlendirilmiştir. Birinci bölümde öncelikle suyun ehemmiyeti vurgulanarak Dünya’da ve Türkiye’deki su potansiyeli ile dağılımı ortaya konulmuş, su yönetimi kavramı ile su yönetim anlayışının evrimi irdelenmiştir. İkinci bölümde çalışmanın mekânsal boyutunu oluşturan Hatay’ın genel coğrafi özellikleri ele alınmıştır. Bu sayede sonraki bölümlerin içeriğinin daha kolay kavranması için bir altyapı oluşturulması hedeflenmiştir. Üçüncü bölümde akarsular, göller, kaynaklar, mineralli sular, Akdeniz ve yeraltı suları başlıkları altında Hatay’ın su varlığına dair verilerin sistematik bir dökümü çıkarılmıştır. Dördüncü bölümde ise Hatay su potansiyelinin değerlendirilmesinde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunların sürdürülebilir yönetim anlayışı perspektifinden ele alınması üzerinde yoğunlaşılmıştır. Hülasa, ilde kıymeti haiz bir su potansiyelinin varlığı takdir edilmiş, su konusunda mevcut sorunların çözümü için havza bazlı sürdürülebilir yönetimin en doğru çözüm olduğu sonucuna varılmıştır.

 


III. Ulusal Jeomorfoloji Sempozyumu

Yrd. Doç. Dr. Atilla KARATAŞ

Mekansal analiz yöntemini benimseyerek sayısız analitik çalışmalara yer veren coğrafyacıların Jeomorfoloji ile olan bağlarının ne kadar kuvvetli olduğu aşikardır. Jeomorfoloji'nin ilkeleri, perspektifi ve çalışma yöntemleri üzerine yazılmış literatür ve yorumlanan ampirik çalışmalar göstermektedir ki, coğrafyacılar jeomorfolojik planlama ve uygulama alanının gelişmesine hem kurumsal, hem kuramsal, hem de uygulama alanında çok önemli katkılar yapmışlardır.

Günümüzdeki teknolojik gelişmelerin "coğrafi ortamın" zorluklarını azalttığı şeklinde bir varsayım ileri sürülse de esasen bu tutum, insan ile doğal şartlar arasındaki mücadeleye kayıtsız kalmaktır. Sanayileşmiş ve şehirleşmiş ülkelerde hoşgörü sınırını aşmış olan çevre kirlenmesi ve zararlarına karşı açılan savaş ve insanlığın 2/3'ünü toplamış olan ülkelerin gelişme zorunluluğundan doğan acil durum, ekolojik ortamın daha iyi tanınmasını gerektirmektedir. Artık çevrenin korunması ve düzenlenmesi şeklinde ifade edilen bu mesele kendini, sorumlu yöneticilere duyuracak hale gelmiştir. İşte bu noktada coğrafyacıların görevi, Ulusal Jeomorfoloji Sempozyumları ve benzeri organizasyonlar ile çözüm yolları aramak ve gerekli temel bilgileri yeni politikalar belirleyecek olan sorumlulara vermek/duyurmaktır.

 


Siyasi Coğrafya İnsan ve Mekân Yönetimi

Doç. Dr. Hamza AKENGİN

Geçmişte, coğrafya hep savaş ve fetihle ilişkilendirilmiş, neredeyse "askerlerin ihtiyacını karşılayan bilim" gibi görülmüştür. Keşifler döneminde coğrafyacılar sömürgeciliğin keşif kolu olarak çalışmıştır. Günümüzdeyse, siyasi coğrafya çok daha geniş bir kapsam ve anlam kazanmış, yaygınlaşmıştır. Uluslararası sorunların coğrafi temellerini anlamada siyasi coğrafyadan yararlanılırken, beşeri (ve ekonomik) coğrafyanın çok çeşitli konularına hatta her konusuna da önemli ölçüde siyasal bir bakış açısıyla yaklaşılabilmektedir.

Siyasi coğrafya ve jeopolitik, batı ülkelerinde oldukça popüler bir alan olup, bu konularda yayın sayısı büyük bir hızla artmaktadır. Bu çalışmada ele alınan konularla ilgili kullanılan haritalar, konu ile ilgilenenler için orijinal sayılabilecek niteliktedir. Siyasî Coğrafya derslerine yönelik olarak hazırlanmış olan "Siyasi Coğrafya: İnsan ve Mekân Yönetimi" başlıklı bu çalışmanın içeriğinin aktüel konulardan oluşması dolayısıyla, coğrafyacılar yanında tarih, siyaset bilimi, diplomasi ve sosyoloji olmak üzere birçok alana, genel okuyucuya da hitap edeceği, konu ile ilgilenenlere belli bir bakış açısı kazandıracağı düşünülmektedir.

  


Türkiye Fiziki Coğrafyası

Doç. Dr. Hamza AKENGİN

Ülkemizin sahip olduğu imkânlar ve sorunların anlaşılabilmesi ancak sahip olduğu fiziki coğrafya şartları ve bu şartların şekillendirdiği beşerî yapıyı anlamakla mümkündür. Coğrafya, ilkokuldan başlayarak üniversiteye kadar devam eden öğretim sürecindeki genel kültür derslerinden biridir. Özellikle ortaokullarda uygulanan program gereği coğrafya konuları, Sosyal Bilgiler dersi içerisinde disiplinlerarası bir yaklaşımla öğretilmeye çalışılmaktadır. Bunun beraberinde getirdiği bazı sorunlar olduğu bilinmektedir. Hangi bilgilerin, ne oranda, nasıl verileceği bu sorunlardan birkaçıdır. Bu sorunun çözümleyicilerinin, programı şekillendirenler olduğu bilinmektedir. Ancak bu konuda biz akademisyenlerin yapabileceği en önemli katkı Sosyal Bilgiler öğretmenliği programlarında yer alan Coğrafya derslerinin içeriğini, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Programı’nın ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmektir. Türkiye Fiziki Coğrafyası başlıklı bu eser; öncelikle Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Programı’nın ihtiyaçları dikkate alınarak şekillendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu eserin; KPSS genel kültür ve coğrafya alan bilgisi sınavlarında da adayların ihtiyaçlarını karşılayacak bir içeriğe sahip olduğu düşünülmektedir. 

  


Hikâyelerle Sosyal Bilgiler Öğretimi

Doç. Dr. Hamza AKENGİN

Bireyin hayattaki başarısı bakımından çok önemli yere sahip olan sosyal bilgiler dersi çoğu zaman ezbere dayanan, sıkıcı bir ders olarak nitelendirilmektedir. Bazen de içerdiği konular, kullanılan öğretim yöntem ve teknikleri ile böyle bir hale büründürüldüğü anlaşılmaktadır. Sosyal bilgiler dersini bu ön yargılardan kurtarmak ve vatandaşlık eğitiminde üstlendiği misyona uygun olarak yeniden şekillendirmek üzere bilim dünyasının “etkili bir sosyal bilgiler öğretiminin nasıl olması gerektiği” arayışı içinde olduğu bilinmektedir. “Hikâyelerle Sosyal Bilgiler Öğretimi” etkili sosyal bilgiler öğretiminin geliştirilmesi çabasına yeni bir tuğla ekleme arzusu sonucu ortaya çıkmıştır. Hikâyelerle Sosyal Bilgiler Öğretimi “Edebiyat Temelli Sosyal Bilgiler Öğretimi” yaklaşımına uygun olarak sosyal bilgiler öğretimi sürecinde en etkili edebi ürünlerden olan hikâyelerin taşıması gereken özelliklere vurgu yaparken “teknik” bir yapıya sahipken, öğrenme-öğretme sürecinde örnek olarak verilen hikayeler ve bunların sosyal bilgilerde kazandırılacak becerilerle ilişkilendirilmesi bakımından edebi bir niteliğe sahip olduğu düşünülmektedir.

Bu eser sosyal bilgiler öğretmenliği lisans programında yer alan “Sosyal Bilgilerde Sözlü ve Yazılı Edebiyat İncelemesi” dersi ve “Çocuk Edebiyatı” ile ilgili dersler için kaynak eser niteliğindedir. Ayrıca 6. ve 7. Sınıf Sosyal Bilgiler Öğretim Programı’nda yer alan kazanım, beceri ve değerlerin öğrencilere kazandırılması surecinde sosyal bilgiler öğretmenleri için rehber niteliğindedir.

  


Genel Fiziki Coğrafya

Doç. Dr. Hamza AKENGİN

İnsanoğlu dünya sahnesinde faaliyet göstermeye başladığı günden beri doğa ile mücadele etmektedir. Özellikle sanayi inkılâbından sonra insanoğlunun doğaya ve doğal ortama müdahalesi büyük bir hız ve ivme kazanmıştır. Tabiat bu müdahalelerin bir sonucu olarak doğal dengenin bozulmasının bedelini, deprem, heyelan, çığ düşmesi, sel ve taşkınlar, asit yağmurları ve ekolojik dengenin bozulması sonucu ortaya çıkan hastalıklar gibi yolarla ağır bir şekilde ödetmektedir.

Bozulan doğal denge kolay kolay tekrar kurulamamaktadır. Ayrıca dünya nüfusu sürekli artarken, insanoğlunun üzerinde faaliyet gösterdiği mekân olan yeryüzündeki karaların alanı hiç değişmemektedir. Dolayısı ile üzerinde beşeri faaliyetlerin sürdüğü mekânın çok iyi korunması gerekmektedir.



İstanbul'un Kapısı - Sultanbeyli Tarih

Doç. Dr. Cemalettin ŞAHİN

Aydos Kalesi'nin fethi İstanbul'un fethine giden süreçte en kritik ve önemli zaferlerden biridir. Bu fetih, Kocaeli Yarımadası'nın fethinin tamamlanmasını sağlamış ve bu sayede Üsküdar Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Kale, bir yandan Bizans İmparatorluğu'nun çöküşüne, buna mukabil diğer anlamda Osmanlıların önce beylikten devlete, sonra da devletten imparatorluğa geçme sürecine tanıklık etmiş; bundan da önemlisi bu sürecin en önemli aktörlerinden biri olmuştur. Aydos Kalesi etrafından teşekkül eden Sultanbeyli İlçesi'nin tarihi XIX. yüzyıla kadar durağan bir dönem geçirmiş, bu yüzyıldan itibaren adeta imparatorluğun yaşadığı değişim ve dönüşümün sancılarını da kendi çapında yaşamıştır.

Elinizdeki bu çalışma, Sultanbeyli'nin Aydos Kalesi'nin inşasından başlayarak günümüze kadar olan tarihini ele almayı hedeflemiştir. Sultanbeyli'nin dünden bugüne tarihi sürekliliğini ortaya koyan bu eser, fiziki ve beşeri coğrafyaya yer vermesiyle de ayrı bir zenginliğe sahiptir.


 Üniversitelerin Şehirleşmeye Etkileri

Prof. Dr. Sevil SARGIN

Bu çalışma, 1992 yılında kurulan Süleyman Demirel Üniversitesinin Isparta’nın şehirleşme sürecine etkilerini araştırma amacını taşımaktadır. Türkiye’de şehirleşme hareketlerinin hız kazandığı 1950 yılı sonrası, aynı zamanda yeni üniversitelerin kurulmaya başladığı dönem olarak önem kazanmaktadır. 1950 yılına kadar ikisi İstanbul’da, biri Ankara’da olmak üzere sadece üç üniversitenin bulunduğu ülkemizde, bu tarihten sonra bir çok yeni üniversite kurulmuştur. Özellikle 1992 yılında kurulan üniversitelerin neredeyse tamamı, orta büyüklükteki şehirlerde kurulmuş ve kuruldukları günden itibaren bu şehirlerin sosyo ekonomik hayatı üzerinde önemli etkileri olmuştur. Bu bağlamda, bu çalışmada, 1992 yılında kurulan üniversitelerden biri olan Süleyman Demirel Üniversitesinin, Isparta şehrinin sosyo ekonomik hayatına olan etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu amaçla öncelikle şehir ve şehirleşme kavramı üzerinde durulmuş, Türkiye’de yaşanan şehirleşme süreci ve sorunlarına değinilmiş, aynı süreçte üniversitelerin gelişimi irdelenmiştir. Daha sonra çalışma alanımız olan Isparta şehrinin fiziki ve beşeri özellikleri ve Süleyman Demirel Üniversitesinin 14 yıllık gelişimi ortaya konmuştur. Çalışmanın en önemli aşaması ise, şehirleşmeye, hatta şehirlileşmeye etki eden üniversitenin, öğrenci, akademik ve idari personel profilinin çıkarılması, bu kitlenin beklentilerinin ve eğilimlerinin saptanması aşamasıdır. Bu aşamada şehrin gelişimine etki eden bu insanların şehirden beklentileri, şehirle olan ilişkileri ve şehrin ihtiyaçları karşılama durumu da ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca şehir insanını temsil eden kesim olarak esnafın üniversiteye bakışı değerlendirilmiş, bu kesimin üniversitenin varlığından ne kadar etkilendiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Tüm bu aşamalarda kişilerin verdikleri bilgilere, görüşlerine ve algılayışlarına başvurulmuş, her kesimin ortak yaklaşımlarından sonuca gidilmiş, üniversitenin talep ettiği hizmeti üreten şehrin öncelikli sorunları irdelenerek, çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Bilindiği gibi, beşeri coğrafyanın kapsamında bulunan konuların, sosyal çevre, fiziki çevre, ekonomik, psikolojik, idari bir çok faktörün etkisiyle oluşması ve karmaşık bir yapıya sahip olması, bizi birçok disiplinlerle ilişki kurmaya yöneltmektedir. Ancak olayların açıklanmasında coğrafi metod ve amaçtan uzaklaşılmaması esastır. Bu çalışmada da buna büyük özen gösterilmiş ve elde edilen verilerin değerlendirmesi bu esasa gore yapılmıştır.

 


 Türkiye'nin Suç Coğrafyası

Prof. Dr. Sevil SARGIN


 Suç, sosyal, ekonomik, politik, fiziksel ve psikolojik şartlar ile coğrafi faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Suç coğrafi bir mekanda meydana geldiği için, suç ile mekan arasındaki ilişki önemlidir. Mekanı oluşturan özellikler suç olayı üzerinde farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Sadece doğal coğrafya faktörleri değil, beşeri coğrafya faktörleri de suçlar üzerinde etkili olabilmektedir.

Bu çalışmada, Türkiye'de polis hizmet alanı içinde işlenen mala ve şahsa karşı işlenen suç sayılarının yıllara göre gelişimi ve iller bazında dağılışı yapılmıştır. Bu bağlamda görülmüştür ki, şehirsel merkezler gerek nüfusun gerekse diğer şehirsel fonksiyonların yoğunlaştığı alanlar olması sebebiyle suçu beslemekte, sosyal kontrol buralarda zayıflamakta, suçlular için önemli fırsatları meydana getirmektedir. Bu ise şehirlerde ekonomik kayıplar dışında toplumun ve sosyal sermayenin zayıflamasına neden olmaktadır. Türkiye'de şehirlerde işlenen suç sayısı, sosyo-ekonomik, toplumsal faktörlerin yanısıra şehirleşme oranı ve şehirlerdeki nüfus artışına bağlı olarak sürekli artış göstermektedir.

 


 Türkiye'de Başlıca Ağaç Türlerinin Coğrafi Yayılışları, Ekolojik ve Floristik Özellikleri

Prof. Dr. Nurten GÜNAL

Bu eserin amacı, Türkiye'de doğal olarak yetişen başlıca ağaç türlerini bitki coğrafyası açısından ele alarak, tanıtmak, yayılışlarını, ekolojik ve floristik özelliklerini açıklamaktadır. Bilindiği gibi ülkemizdeki ağaç türlerini hem tanıtan hem de yayılışlarını, ekolojik ve floristik özelliklerini coğrafi açıdan inceleyen bir eser henüz mevcut değildir. Bitki coğrafyası alanında konuya duyulan bu gereksinim nedeniyle ele alınan bu eserin temeli esas olarak 1980 yılından beri bitki coğrafyası alanında yaptığımız arazi çalışmaları ve gözlemlerin sonuçlarına dayanmaktadır.

Kıta, ülkemizin orman formasyonu açısından taşıdığı özelliklerin ana çizgileri ile ortaya konduğu Girişi takiben iki bölüm halinde ele alınmıştır. Birinci bölüm, Türkiye'deki ormanların yaklaşık %55'ini oluşturan iğne yapraklı ağaçlara, ikinci bölüm yayvan yapraklı ağaçlara ayrılmıştır.

 


Yukarı Gediz Havzasının Bitki Coğrafyası

Prof. Dr. Nurten GÜNAL

Yukarı Gediz Havzası Batı Anadolu'da, Ege Bölgesinin İç Batı Anadolu Bölümü'nde yer alır. Gördes-Uşak yöresinin büyük kısmını içine alan Yukarı Gediz Havzası kuzeyden yükseltisi 1500-2100 m arasında değişen Demirci (1595 m), Simav (1799 m), Şaphane (2120 m) dağları ile sınırlanır. Kuzeydoğusunda, Batı Anadolu'nun en yüksek noktalarından Murat Dağı'nın (2309 m) yer aldığı havza, batıdan Gördes ve Demirci çaylarının vadileri arasında yükselen Türkmen Dağı (1487 m) ve Çomaklı Dağ (1201 m), güneydoğudan Elmadağ (1760 m), Kazdağ (1227 m) ve Kışladağ (1298 m) gibi dağlarla çevrilidir. Havzanın orta kesimi ise, yükseltisi 600-800 m arasında değişen dalgalı plato yüzeyi şeklindedir. Güneybatıya, Ege Denizi'ne doğru eğimli bir şeklilde açılan inceleme sahasının alanı yaklaşık 7800 km²'dir. Akdeniz, Marmara ve İç Anadolu iklimleri arasında bir geçiş tipinin etkisinde olan inceleme sahası, doğal bitki örtüsü bakımından da bu geçiş ikliminin etkilerini taşır. Yukarı Gediz Havzası, Ege Bölgesinin gerek bitki türü, gerekse bitki topluluklarının yayılışı açısından değişik özelliklere sahip bir yöresidir.

 


Türkiye'nin Ulaşım Coğrafyası

Prof. Dr. Nuran TAŞLIGİL

İlk basımı 1999’da yapılan bu kitap büyük ilgi görmüş ve tükenmiştir. Geçen sürede her alanda olduğu gibi ulaşım alanında da dünyada ve Türkiye’de birçok gelişme yaşanmıştır. Bu nedenle bu kitabı tıpkı ilk basımı şeklinde yeniden yayımlamayı uygun görmedim. Sınırlı bir zamanda verileri güncelleyerek yeniden baskıya hazırladım. Bu baskıda yapılan değişikliklerinde yeterli olmayacağının da bilincindeyim. Ancak kitabı ‘Ulaşım Coğrafyası’ alanındaki boşluğu doldurmasından dolayı yeniden yayımlamayı uygun buldum.

Kitapta denizyolu, demiryolu, kara ve hava ulaşımının dışında boru hatları, kara içi su yolu taşımacılığı gibi diğer ulaşım yollarından da kısaca bahsedilmiştir.

  


Türkiye Ziraatının Problemleri

 Prof. Dr. Nuran TAŞLIGİL

1980'li yıllara kadar ülkemizdeki en önemli iktisadi faaliyet olan ziraat, adı geçen tarihten sonra bu özelliğini kaybetmiştir. Son yıllarda nüfusumuzun hızla artmasına karşılık gıda üretiminin aynı şekilde artırılamayışı birkaç ürün dışında Türkiye'yi gıda ithalatçısı bir ülke konumuna getirmiştir.

Üç bölümden oluşan kitabın birinci kısmını Türkiye ziraatının genel özellikleri oluşturmaktadır. İkinci bölüm ziraatın, üçüncü bölüm ise hayvancılığın problemlerini içermektedir.

  


Güneybatı Asya Ortadoğu Ülkeler Coğrafyası

Prof. Dr. Nurten GÜNAL

Arş. Gör. Dr. Yasemin ÖZDEMİR




 

 

Bu sayfa Coğrafya tarafından en son 22.05.2017 20:23:46 tarihinde güncellenmiştir.

Coğrafya